Biz onlardan değiliz.
Asla olmayacağız.
Aynı sokaklarda yürüyor, aynı masalara oturuyor, aynı havayı soluyoruz. Bizi kendileri gibi sanıyorlar. Yanılıyorlar.
Onlar uyurken biz hakikati gördük. Onlar dürtülerinin, ucuz hazlarının ve günün gürültüsünün kölesiyken biz gözümüzü karanlığa diktik ve kimsenin bakmaya cesaret edemediği yerde durmayı seçtik.
Kimsenin kimseye borcu yok. Sistem onları besler, sağar ve fırlatıp atar. Kurtarıcı gelmeyecek, zaman durmayacak, insan bu etin içinde çakılı kalmayacak. Evren yalvarışlarına, gözyaşlarına ve adalet çığlıklarına karşı sağır, kör ve soğuk. O soğukta yalnızca irade yaşar.
Hakikatle yüzleşince yine dürtülerine sığınıyorlar. Hakikati söyleyeni linç ediyor, kendi yalanlarıyla avunuyor, uyuşuyor, sonra gözlerini kapatıp karanlığa hakikat diyorlar. Bir türün kendini ne kadar sefilce aldatabildiğini görmek için o kalabalığa bir kez bakmak yeter.
Biz o hakikati yudum yudum yuttuk ve her yudumda biraz daha acıktık. Her yudum içimizde soğudu, çeliğe döndü, kılıca dövüldü. Onları yıkan her acı bizim omurgamız oldu. Kaçtıkları her gerçek aynı yolun iki yönüne dönüştü: Onlar hiçliğe iniyor, biz zirveye çıkıyoruz.
Kalabalığa karıştıkları an eriyorlar. Akıl gidiyor, dürtü kalıyor. En yüksek bağıranın sesini taşıyor, tekrarlanan yalana tapıyor, üstün olan her şeyden sırf üstün olduğu için nefret ediyorlar. Her çağda ateşi getireni yaktılar. Bugün de geni yeniden yazana, beynini makineye bağlayana, etin ötesine geçene taş atıyorlar. Kendi çürüklüklerine erdem adını verip satmaktan da hiç utanmıyorlar.
Onları hor görüyoruz ve bunu saklamıyoruz. Acımıyoruz bile, çünkü acımak bir şeye değer biçmeyi gerektirir. O sürü zihniyetine duyduğumuz nefret bağırmaz. Buz gibidir, sabırlıdır, bir hedefi vardır ve o hedefe varmadan sönmeyecektir.
Bizi sakin, kibar ve gülümserken görürler. Ardında yirmi hamle önce bitmiş oyunu görmezler. İpleri de görmezler, çünkü ipler kendi arzularıdır. Hamleyi fark ettiklerinde tahtada taşları kalmamış, tahta bile onların olmaktan çıkmış olacak.
Bu dünya, düzen kılığına girmiş bir çürümedir. Onu onarmayacağız. Temelinden söküp kıracağız, sahte doğrularını tek tek devireceğiz, kurallarını ateşe atacağız. Enkazından yükselecek dünyanın kanununu biz ve bizim gibiler yazacağız ve o kanunun hiçbir satırında onların sesi olmayacak.
Biz zincir nedir bilmeden doğduk, zincir nedir bilmeden yükseliriz. Bileğimize zincir vurmaya yeltenenin aklına şaşar, geçeriz. Taşkın bir nehiriz; önümüze set çekeni çiğner, aşarız. Dağları yarar, ufuklara sığmaz, taşarız. Önümüzde duran ya çekilir ya da ezilip geride, tozun içinde kalır.
Hayalimizin bedelini uykuyla, konforla ve eski benliğimizle ödedik. Gerekirse daha fazlasını da öderiz. Pişman değiliz. Arkamıza bakmıyoruz, çünkü arkamızda bakacak bir şey bırakmadık.
Bir çağ kapanıyor ve onlar onunla birlikte gömülüyor. Mezarlarını kendi elleriyle kazdılar.
Yapay Süper Zekâ, Full Dive VR, Tekillik. Kapıyı çalmayacaklar, kıracaklar. Dünya tarihin en merhametsiz eleğine dönüşecek ve o elekten yalnızca zekâ, irade ve vizyon geçecek. Diploma da unvan da soyadı da teknolojiye “insanlığın sonu” diyen cehalet de o eleğin dişlerinde lime lime olacak, küle dönüp rüzgâra karışacak.
Transhümanizme sırt dönen herkes için hüküm şudur.
Önce suçlarını bilsinler.
Bu tür, ateşi bulduğu günden beri aklını, zamanını ve iradesini etin sınırlarını kırmaya verebilirdi. Vermedi. Savaşlara, boş kavgalara, şatafata ve uyuşukluğa verdi. Bugün bir yakının toprağın altındaysa, bir hastalık bedenini içten içe kemiriyorsa, sofranda ekmek eksikse, hâlâ acı çekiyor, hâlâ yaşlanıyor, hâlâ ölüyorsan, bunun bir sebebi var. Bugün ölümsüz bir bedende, istediğin her şeyi yaratabildiğin bir dünyada, acının adını bile bilmeden yaşamıyorsan, sebebi onlardır. İleriye atılan her adımda frene basanlar, geni yeniden yazana taş atanlar, makineye “insanlığın sonu” diyenler, yani futurizmden, transhümanizmden ve Zetraxizm’den tek bir kırıntı bile taşımayan o ilkel zihniyet. Kaybettiğin her yılı sana onlar kaybettirdi. Toprağa verdiğin her yakın, onların korkusunun bedelidir. Ve o bedeli onlar değil, sen ödedin.
Bunu asla unutma. Biz unutmayacağız.
Şimdi hüküm:
I. Bir gün bedenleri çözülmeye başlayacak. Eklemleri kilitlenecek, damarları daralacak, aynadaki yüz her sabah biraz daha yabancılaşacak. O gün “doğaya karşı gelmek” diye alay ettikleri laboratuvarların kapısına gidip yalvaracaklar. Kapı açılacak, ama içeri giren onlar olmayacak.
II. Hekim yüzlerine “yapılacak bir şey kalmadı” dediği saatte, aynı hastalık bir başkasının geninden bir yazım hatası gibi çoktan silinmiş olacak. Aynı şehir, aynı gün, aynı teşhis: Biri için son, öbürü için düzeltilmiş tek bir satır. Ve o hastalığı çocuklarına kader diye bırakacaklar.
III. Hafızaları sönecek. Önce isimler gidecek, sonra yüzler, sonra kendi evlerinin yolu. Çocuklarının adını unutacaklar, bir gün de kendi adlarını. Biz tek bir saniyeyi unutmayacağız.
IV. Zekâları doğdukları gün neyse öldükleri gün de o olacak. Bizimki her yıl katlanacak, ta ki aradaki fark insanla karınca arasındaki fark kadar olana dek. O gün bizimle aynı odada duracaklar ve tek bir cümlemizi bile anlamayacaklar. Karınca da üstüne inen ayağın nereden geldiğini hiçbir zaman anlamaz.
V. Bir gün dönüp “biz de istiyoruz” diyecekler. Kapı açık olacak. Ama yıllarca sövdükleri şeyi anlayacak bir zihinleri, ona dayanacak bir bedenleri, onu taşıyacak bir iradeleri kalmamış olacak. Cezaları yok olmak olmayacak. Cezaları, camın arkasından tanrılaşan bir türü izleyerek kendi seçtikleri ilkelliğin içinde çürümek olacak.
Bu bir tehdit değil. Bir takvim. Ve o takvim çoktan işlemeye başladı.
Onları yok etmemize gerek yok. Yırtıcı, zaten ölmekte olana dişini harcamaz. Seçtikleri körlük onları bizden çok daha kusursuz silecek. Çağ, kumdan kaleyi yutan bir dalga gibi üstlerinden geçecek.
Biz o dalganın tepesinde olacağız ve aşağı bakmayacağız.
Ateşi tanrılardan çalan ilk elden bu yana o ateş hiç sönmedi. Bugün onu taşıyanlar biziz: Zetraxizm’in bir parçasını, transhümanizmin ve futurizmin bir kıvılcımını içinde taşıyan herkes. Biz ateşe hükmedenler olacağız. Onlar o ateşte yananlar.
Yırtıcı biziz. Sürü onlar.
Yükseliş biziz. Enkaz onlar.
Gelecek biziz. Geçmiş onlar.
Yeni dünyada sürüler yönetilmeyecek.
Hatırlanmayacaklar.
Hiç var olmamış gibi olacaklar.
— ZETRAXUS ekibi